<****** width='400' height='400' src='http://www.sondakika.web.tr/son-haberler.php?sources=|sabah-sondakika|sabah-ekonomi|sabah-gundem|sabah-siyaset|sabah-dunya|&w=300&h=200&style=0' frameborder='0' scrolling='no'>
Sondakika haberler
...Hitaben yapılmıştır... - Blogcu



...Hitaben yapılmıştır...

9/4/2008 - Ayna...

Yalan söylemiyor evet, ne görüyorsan o.. Hayallerinin çürüdüğünü göstermiyor ama yansıyanlar kaçmıyor gözünden. İnsafsızsın işte kabul et.. Nereye saklandı acaba o “en” güzel günler, hani aynaya bakıp bakıp kendini şımarttığın, herşeyi arkaya atıp rahat rahat böbürlendiğin, olmazsa olmaz makyaj malzemelerin, parfümlerin, rengarenk kıyafetlerin, o çocuksu gülüşün.. Seneler alıp götürmüş mü dersin, onların yerine bıraktığı çizgiler hayattaki tecrübelerin diye sevinenlerden misin yoksa sen? Biliyorsun değil mi insanın kendini kandırması kolay da, hayatı keklemek öyle göründüğü gibi bir şey değil..

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

9/4/2008 - Bağışlanmaz...

Bu yeni sayfayı senin için susuyorum,
bak şiirim geldi...
Son belki, belki sonlardan biri yine...
Bilinmezliklerim küskün,
şımarık bir dolu keşkeler ağzımın bir yerlerinde...
Bu Eylül sessizliği pişmanlıklarda karar kılmış,
yapraklar düşerken
yoluna düşmüşüm,
sonra düşmüşüm kaldıranım yok...
Ayağıma takılan tüm taşlarda el emeğim varmış meğer...

 

Kendi coğrafyanda kaybettin beni..
Kendimi her buluşumda
kaybettim seni...
Kelimelerle çürütüyorum şimdi
adına biriken acıları,

Şarkılar söylüyorum tuhaf makamlarda,
oysa bilmez miyim
sen en sağır yarasın içimde,
içimin en dilsiz yerlerinde...

Yarım elma gönül almanın
bağışlayıcı büyüklüğüne bile dargınım şimdi...
Gördüğün rüyalarda artık olmayışıma sitem bile edebilirim...
Her şeye küfredebilirim hatta, neden aramadan...
‘’Ben böyle değildim yaşarken oldum’’ diyen bir şarkıyı alkışlayabilirim ayakta..
Ölüm kriziyim şimdi, gelsem ne fayda..


Bir kin fırtınası göremediğim gözlerinde okuduğum,
rakılar ağlıyor yudum yudum,
ve sensizliğin sarhoşluğu ayılmıyor...

Kırgın duygularla dolu cepler de
kolay kolay boşalmıyor üstelik...
Hiçbir gece hazır değilse de ansızın gidişlerine,
artık biliyorum,
hoşçakalımsı bir fısıltı duraksanmaz,
ve yanlış olan benim aslında
böyle sevmek bağışlanmaz..


Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

29/2/2008 - ...

Yanlızlığımı yüzüme vuruyor odanın duvarları

Hasretinle iki büklümüm, içimde bir karın ağrısı

Yol tükendi, kapılar ardına kadar kapalı

Bitmek bilmeyen bir ağıt, sağır ediyor kulaklarımı

 

 

Bir zehirdin sen ellerimle içtiğim

Matemim değil içtiğim, son damlasıdır içemediğim

Yarab! Ne olurdu bir canım daha olsa

Bayram olurdu bana can verirken titreyişim

 

 

Bu tende değil saltanatın bir ömür, sana biçtiğim

Ukbada hesaplaşma günüdür seninle son seferim

Hakkım helal değil sana bunu bil isterim

Mahşerde bile olsa emelim yine seni dilerim.

 

-------------------------------------------------------

Gözümü kapatınca geldi yüzün

Kaç bahar geçti kaç güzün

Ne zaman biter içimde hüzün

Güler mi yüzü bilmem bu öksüzün

 

-------------------------------------------------------

Yalnızlık çığ gibi büyüttü seni içimde

Alevler var çepeçevre bedenimde

Bilmem kaç kara kış geçse de

Küllenmez bu sevda yüreğimde

 

Ne gülüşün ne de öpüşün gitti

Hepsi hala gözümün önünde

Bir duaydın belki sen dilimde

Ben edeyim Allah’ım sen kabul etmesen de.

-------------------------------------------------------

 

Ne aşklar kaldı geride ne de meşkler

Sadece avuç dolusu keşkeler

Nerede unutuldu seninle gülüşmeler

Beyhude artık can çekişmeler.

 

-------------------------------------------------------

 

Ben seninle zamanı hiç sevmedim

Soğuk bir aralık günüydü bana gelişin

Oysa ben hep baharları sevdim

Yetişemedim günahsız yüzüne,

Koruyamadım seni dününden

Geç kalmıştım sana,

Tutamadım ellerinden

Alamadım seni cennetime.

 

 

Ne olurdu ben sana erken gelseydim

Bir mayıs sabahında,

Doğumum seninle olsaydı

Güneş gülüşünü kıskansaydı,

Melekler edebini görünce senden utansaydı,

En güzel sesin cihanda yankılansaydı.

 

Mecnundum sen de leyla’mdın,

Dağlar bana az geldi kader çölünü aşamadım

Yüzünü gördüm her kum tanesinde,

Ayağıma takılan

Beni benden alan beni sensiz bırakan.

 

Ben seninle zamanı hiç sevmedim.

Güneşler görünmez oldu temmuzda bile,

Her taraf kasvet, sağnak, fırtına..

En sevdiğim mayısta bile.

 

Ben seninle zamanı hiç sevmedim

Ne rüzgarla esen gülü

Ne de yosun kokan denizi

Ben bir tek seni sevdim.

-------------------------------------------------------

 

Bu şehirde kimse senin kadar sevilmedi,

Ben yoktum çünkü,

Sen girmemiştin henüz gönlüme,

Yanmamıştı bu yürek alabildiğine

 

Bu şehirde kimse senin kadar sevilmedi

 

-------------------------------------------------------

Yine sonbahar geldi bedenime,

Gönlümün son yaprağı seninle düştü,

Yine üşüyorum sensiz,

Yine seviyorum.

 

Ne zaman bitecek bu müebbet,

Ne zaman dizdize seninle muhabbet,

Ya sabır!

Yine gönül sabret

-------------------------------------------------------

Beni güzel hatırla!

Gözlerimin içinde sen varken gülüşümü

Akşam eve dönerken öpüşümü

Hasretinle yanarken diz üstü çöküşümü

Bıraktığın yerde çaresiz kalışımı

Beni seninle hatırla

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/2/2008 - osho'dan

Niçin sevgiden bu kadar korkuyorum?

Sevgi her zaman korku yaratır çünkü sevgi ölümdür; senin bildiğin sıradan ölüm- den daha büyük bir ölümdür.

Sıradan ölümde beden ölür ama bu ölüm bile değildir. Beden sadece bir elbise gibidir: O pejmürde ve eski olunca yeni bir tanesi ile değiştirirsin. O bir ölüm değildir, o sadece bir değişimdir: Bir elbise değişimi ya da bir ev veya ikâmet adresi değişimidir. Ancak sen devam edersin. Zihin devam eder; yeni bedenlerdeki aynı eski zihinler, yeni şişedeki aynı eski şarap. Şekil değişir fakat zihin değişmez, zihin değişmez ama biçim değişir. Bu yüzden sıradan ölüm gerçek ölüm değildir: Beden ölmez ama zihin ölür, beden aynı olmaya devam eder ama ego ortadan kalkar.

Eğer seversen kendinle ilgili sahip olduğun tüm kavramları bırakmak zorunda kalacaksın. Eğer seversen ego olamazsın çünkü ego sevgiye izin vermeyecektir. Onlar uzlaşamazlar. Eğer egoyu seçersen sevgiyi seçemeyeceksin. Eğer sevgiyi seçersen egoyu bırakmak zorunda kalacaksın dolayısıyla korkuyu da. Sen ne zaman seversen ölümden daha büyük bir korku seni pençelerine alır. Bu nedenle sevgi yeryüzünden silinmiştir. Ender olarak, çok ender olarak sevginin akması olgusu gerçekleşir.

Senin sevgi dediğin şey sadece sahte bir paradır: Sen onu icat etmişsindir çünkü sevgisiz yaşamak çok zordur. O zordur çünkü sevgi yokken hayat hiçbir anlam taşımaz; o anlamsızdır. Sevgi olmadan hayatın içinde hiç şiir yoktur. Sevgi olmadan ağaç vardır ama asla çiçekler yoktur. Sevgi olmadan dans edemezsin, kutlayamazsın, minnet duyamazsın, dua edemezsin. Sevgi olmadan tapınaklar sadece sıradan evlerdir; sevgi varken sıradan bir ev bir tapınağa dönüşür, güzelleşir. Sevgi olmadan sen sadece olasılık olarak kalırsın; boş hareketler. Sevgi ile sen ilk kez vücut bulursun. Sevgi ile ilk kez sende ruh ortaya çıkar. Ego kaybolur ama ruh ortaya çıkar.

Sevgisiz yaşamak imkânsızdır bu nedenle insanlık bir hile yaratmıştır. İnsanlık bir hile, sahte bir düzen yaratmıştır. Bu düzen şudur: Sahte sevginin içinde yaşa ki böylelikle egon devam edebilsin. Hiçbir şey değişmez ve sen sevgi içinde olduğun oyununa devam edebilirsin: Sevdiğini düşünmeye devam edebilirsin. Sevdiğine inanmaya devam edebilirsin. Ancak sevgine bir bak — onun içinden ne çıkar? — ıstıraptan başka hiçbir şey, cehennemden başka hiçbir şey, çatışmadan, tartışmadan, şiddetten başka hiçbir şey.

Sevgi ilişkilerine derinlemesine bak. Onlar sevgi ilişkisinden çok nefret ilişkisine benzer. Onları sevgi ilişkisi olarak adlandırmaktansa nefret ilişkisi olarak adlandırmak daha iyidir. Ancak herkes aynı şekilde yaşadığı için asla farkına varamazsın. Herkes sahte parayı taşıyor; asla farkında olamazsın. Sevginin gerçek parası çok pahalıdır: Onu sadece kendini kaybetme pahasına satın alabilirsin. Bunun başka bir yolu yoktur.

Bu yüzden soru son derece anlamlıdır. Ego sahte bir varlıktır, sadece bir kavramdır, varlığının göğündeki bir buluttur. Sadece duman, maddi bir şey değil; bir rüya. Sevgi senin sahip olmadığın şeyi bırakmanı gerektirir ve sevgi sana sahip olmuş olanı ve her zaman sahip olacağını vermeye hazırdır. Sevgi sana kendi özünü geri verir; ego seni kendi özünden gizlemeye devam eder, sevgi seni kendine açar. Ancak korku vardır. Korku doğaldır ve kişi korkusuna rağmen gitmek zorundadır.

Cesur ol, korkak olma. Varlığının gerçek cesareti sadece sevgi ortaya çıktığında test edilir. Ondan önce hiçbir zaman ne tür bir cesaretten yapıldığını bilemezsin. Sıradan hayatta, iş hayatında, şunu veya bunu yaparken, hırsın dünyasında ve güç politikalarında gerçek cesaretin asla test edilmez. Asla ateşin içinden geçemezsin.

Sevgi ateştir.

"Osho"

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/2/2008 - Gizemli Olanın Peşinden Gitmek " Osho"

Hakikat, bir deneyimdir, inanç değil. Hakikat, üzerinde araştırma yapılıp bulunacak bir şey değildir; hakikatle karşılaşmak gerekir, hakikatle yüzleşmek gerekir. Sevgiyi ders gibi çalışıp öğrenmeye çalışan bir kişi, tıpkı Himalayaları haritadan bakarak öğrenmeye çalışan biri gibidir. Harita dağ değildir! Eğer haritaya inanmaya başlarsan, dağı ıskalamaya devam edeceksin. Eğer harita senin için bir saplantıya dönüşürse, dağ gözünün önünde duruyor bile olsa onu göremeyeceksin.

Bu böyledir. Dağ senin karşında, ama gözlerin haritalarla dolu; dağın haritaları, aynı dağın, farklı kaşifler tarafından çizilmiş haritaları. Biri dağa kuzeyden tırmanmıştır, biri doğudan. Hepsi farklı haritalar yapmıştır: Kuran, İncil, Gita; aynı gerçeğin farklı haritaları. Ama sen haritalarla o kadar dolusun ki, onların ağırlığı sırtında o kadar ağır bir yük oluşturuyor ki, bir santim bile kımıldayamıyorsun. Tam önünde duran dağı bile göremiyorsun: Sabah güneşinde, el değmemiş karlı zirvesi altın gibi parlıyor. Sende onu görecek gözler yok.

Önyargılı göz, kördür; varılmış sonuçlarla dolu kalp ölüdür. Çok fazla gerçekliği sorgulanamaz varsayımı doğru kabul ettiğin zaman zekân keskinliğini, güzelliğini, yoğunluğunu kaybetmeye başlar; donuklaşır.

Donuk zekâya akıl denir. Senin o sözde entelektüellerin aslında gerçekten zeki değil, sadece akıllı. Akıl bir cesettir. Onu süsleyebilirsin, harika inciler, elmaslar, zümrütlerle süsleyebilirsin; ama ceset hâlâ bir cesettir.

Canlı olmak ise tamamen farklı bir şeydir.

Bilim kesin olmak demektir, olgular konusunda kesinkes emin olmak anlamına gelir. Olgular hakkında çok kesin olursan, o zaman gizemi hissedemezsin: Ne kadar kesin olursan, gizem o kadar buharlaşıp yok olur. Gizemin bir miktar belirsizliğe ihtiyacı vardır; gizemin tanımlanmamış, sınırları çizilmemiş bir şeye ihtiyacı var. Bilim olgusaldır. Gizem olgusal değil, varoluşsaldır.

Bir olgu, varoluşun sadece bir kısmı, çok küçük bir parçasıdır. Ve bilim parçalarla uğraşır, çünkü parçalarla uğraşmak daha kolaydır. Daha küçük olduğu için analiz edebilirsin; onlar tarafından ele geçirilmezsin; onları eline geçirebilirsin. Onları küçük parçalara ayırabilirsin, onları etiketleyebilir, nitelikleri, nicelikleri ve olanakları konusunda kesinkes emin olabilirsin. Ancak bu süreç içinde gizem katledilir. Bilim, gizemin öldürülmesidir.

Eğer gizemi yaşamak istiyorsan başka bir kapıdan girmen gerekir, tamamen farklı bir boyuttan. Zihnin boyutu, bilimin boyutudur. Meditasyonun boyutu ise mucizevi olanın, gizemli olanın boyutudur.

Meditasyon her şeyi tanımsız kılar. Meditasyon seni bilinmeyenin içine, haritası çıkartılmamış yerlere götürür. Meditasyon seni yavaş yavaş gözlemci ile gözlenenin eriyip tek olduğu noktaya götürür. Şimdi, bilimde bu mümkün değildir. Gözlemci gözlemci olmak zorundadır ve gözlenen, gözlenen olmalıdır; ve arada kesin tanımlanmış bir çizgi sürekli korunmalıdır. Tek bir an bile kendini unutmamalısın; tek bir an bile araştırmakta olduğun nesneye ilgi duymamalı; tutkuyla, eriyerek, teslim olarak ve sevgiyle ona yaklaşmamalısın. Ondan ayrı olmak zorundasın, çok soğuk olmak zorundasın; soğuk ve tamamen kayıtsız kalmak zorundasın. Bu umursamazlık gizemi öldürüyor.

Eğer sahiden gizemli olanı deneyimlemek istiyorsan, o zaman varlığında yeni bir kapı açmak zorunda kalacaksın. Sana bilim adamlığını bırak demiyorum, sadece, bilim senin için çevresel bir etkinlik olarak kalsın. Laboratuvarda bilim adamı ol, ama labarotuvardan çıkınca bilimle ilgili herşeyi unut. O zaman kuşları dinle, ama bilimsel bir yöntemle değil! Çiçeklere bak; bilimsel anlamda değil. Çünkü bir güle bilimsel anlamda bakarsan, aslında bambaşka bir şeye bakıyor olursun. O, şairin gördüğü gül ile aynı değildir.

Deneyim nesneye bağlı değildir. Deneyim, onu yaşayana bağlıdır. Yaşananların niteliğine bağlıdır.

Bir çiçeğe bakarken, çiçek ol; çiçeğin etrafında dans et, şarkı söyle. Rüzgar serin ve taze esiyor, güneş ısıtıyor ve çiçek olgunluğunun doruklarına ulaşmış. Çiçek rüzgarda dans ediyor, kutluyor, şarkı söylüyor, ilahiler okuyor. Ona katıl. Kayıtsızlığı, nesnelliği, ayrı durmayı bırak. Bütün bilimsel yaklaşımlarını bırak. Biraz daha akışkan, biraz daha erir hale gel, sınırlarını ortadan kaldır. Bırak çiçek kalbinle konuşsun; bırak çiçek varlığına girsin. Onu davet et; o bir konuk. Ancak o zaman gizemin tadına bakmış olursun.

Gizeme giden ilk adım budur, ve nihai adımsa: Eğer bir an için katılımcı olursan, anahtarın ne olduğunu öğrenmiş olur, sırrına erersin... Ondan sonra yaptığın her şeyi katılımcı olarak yap. Yürümek, bunu mekanik olarak yapma, kendini gözlemleyerek yürüme; yürümek ol. Dans etmek; teknikle dans etme, teknik konu dışıdır. Teknik olarak doğru olsan bile, bütün keyfini kaçırırsın. Kendini dansın içinde erit, dansın kendisi ol, dansçıyı tamamen unut.

Hayatının pek çok alanında bu tip derin bütünleşmeler başına gelmeye başlayınca, çevrendeki her şeyin yok olmaya başlaması gibi muhteşem deneyimlere sahip olmaya başladığında, egosuz, bir hiç olarak... Çiçek orada ve sen yoksun, gökkuşağı orada ve sen yoksun... İçindeki ve dışındaki gökyüzünde bulutlar dolaşıyor ve sen yoksun... Senin yerine mutlak bir sessizlik olduğunda — içinde kimse yokken, mantık, düşünce, duygu ve his tarafından bozulmamış, sadece saf bir sessizlik, bakir bir sükûnet varken — meditasyon anına ulaşırsın. Zihin gitmiştir ve zihin gittiği zaman, gizem içeri girer.

Gizemli Olanın Peşinden Gitmek " Osho"

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/2/2008 - sevgi başlangıcı bilir ama sonu bilmez.

sadece digerinin mevcudiyetinin içindeyken ansızın kendini mutlu
hissedersen, sadece birlikte oldugunuz için zevkten sarhoş olursan,
sadece diğerinin mevcudiyeti yüreginin derinliklerinde bazı şeyleri
tatmin ederse.... yüreginde bir şey şarkı söylemeye başlarsa,
armoninin içine girersen...gerçek sevgidir....
digerinin sadece mevcudiyeti beraber olmanıza yardım eder; daha çok
birey olursun; merkezinde, ayakları yere basan.
o zaman o sevgidir.

sevgi bir tutku degildir. sevgi bir duygu degildir.

sevgi birisinin bir şekilde seni tamamladığının derinden
anlaşılmasıdır.
birisi seni tam bir döngü yapar.
digerinin mevcudiyeti ve yansıması seni çogaltır.
sevgi kendin olma özgürlügünü tanır sana; o sahip olmak degildir.

o yüzden izle; hiç bir zaman seksi, sevgi olarak düşünme, yoksa
kanarsın. farkında ol ve birisiyle sadece mevcudiyetinin; başka bir
şey değil, saf mevcudiyetinin yeterli olduğunu hissetmeye
başladığında, başka hiç birşey istemediğinde, yalnızca varlığı,
sadece olması seni mutlu etmek için yeterli olduğunda.......içinde
birşeyler çiçek açmaya başlar, bin bir tane lotus çiçeklenir,
o zaman aşık oldun ve o zaman gerçekliğin yarattığı tüm
zorlukları aşabilirsin.

sevgi sonsuzluktur. eğer varsa, o zaman sürekli olarak gelişir ve
gelişir...

sevgi başlangıcı bilir ama sonu bilmez."Osho"

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/2/2008 - " Osho " Tek Günah — Farkında Olmamak

Heraklit insanın en derin sorununa parmak basar; bu da, uyanıkken bile derin uykuda olduğudur. Uyurken uyursun ama uyanıkken de uyursun. Bunun anlamı nedir? Çünkü Buda bunu söyler, İsa bunu söyler, Heraklit bunu söyler. Uyanık gibi görünüyorsun ama bu sadece görüntüdür; içinin derinliklerinde uyku devam etmekte.

Şu an dahi içinde rüya görmektesin. Bin bir tane düşünce akıp gitmekte ve sen ne olduğunun bilincinde bile değilsin, ne yaptığının farkında değilsin, kim olduğunun farkında değilsin. İnsanların uykusunda yaptığı şekilde davranıyorsun. Uykusunda dolanıp, şunu-bunu yapıp tekrar uykusuna dönen birilerini duymuş olmalısın. Uyurgezerlik denilen hastalık vardır. Bazı insanlar gece yataklarından kalkarlar; gözleri açıktır, hareket edebilirler. Dolaşabilirler, kapıyı bulabilirler. Mutfağa gidip bir şey yiyecekler; geri dönüp yatağa girecekler. Ve sabah onlara sorarsan gece hakkında hiçbir şey bilmezler. En fazla hatırlamaya çalıştıklarında, o gece uyanıp mutfağa gittiklerini rüyada gördüklerini söyleyeceklerdir. Ama her şeyden önce o bir rüyaydı; onu bile hatırlamak çok zordur.

Pek çok suç işlemiş insan; pek çok katil mahkeme esnasında böyle bir şeyi yaptıklarını hatırlamadıklarını ve hatta neden bahsedildiğini dahi bilmediklerini söyler. Mahkemeyi kandırmaya çalışmamaktalar, hayır. Artık psikanalistler onların kandırmaya çalışmadıklarını bulguladılar, onlar yalan söylemiyor, tamamen doğru söylüyorlar. Cinayeti işlediler — çok derin uykudayken işlediler — rüyadaymış gibi. Bu uyku normal olandan daha derindir. Bu uyku sarhoşluk gibidir: Biraz hareket edebilirsin, biraz bir şeyler yapabilirsin, birazcık farkında da olabilirsin ama körkütük sarhoşsun. Gerçekten ne olduğunu bilmiyorsun.

Geçmişinde neler yaptın? Aynı şekilde yeniden anımsayabilir misin onu, neden yaptığını, ne yaptığını? Sana ne oldu? O olurken uyanık mıydın? Neden olduğunu bilmeden âşık oluyorsun; neden olduğunu bilmeden kızıyorsun. Bahaneler buluyorsun elbette; yaptığın her şeyi mantıklı hale sokuyorsun ama mantıklı olmak farkındalık değildir.

Farkındalık, anda olan her şeyin tam bir bilinçlilikle gerçekleşiyor olması anlamına gelir; sen orada mevcutsun. Kızgınlık gerçekleşirken sen orada mevcut olursan kızgınlık oluşamaz. O sadece sen derin uykudayken gerçekleşebilir. Sen orada olursan varlığında hemen bir dönüşüm olmaya başlar çünkü sen oradaysan, farkındaysan pek çok şey mümkün değildir. Günah denilen tüm şeyler sen farkındaysan mümkün değildir. Dolayısıyla gerçekte sadece tek bir günah vardır o da farkında olmamaktır.

İngilizce’si “sin” olan günah sözcüğünün orijinali kaçırmak anlamına gelir. Yanlış bir şey yapmak anlamına gelmez; kaçırmak, orda olmamak anlamına gelir. “Sin” sözcüğünün İbranice’deki kökü “miss” (kaçırmak) anlamına gelir. Bu bazı ingilizce sözcüklerde geçer: “misconduct” (zina, ahlaksızlık, görevi kötüye kullanmak), “misbehavior” (terbiyesizlik, kötü davranış). Kaçırmak orada olmamak demektir, bir şeyi kendini tam vermeden yapmaktır; tek günah budur. Ya tek erdem? Bir şey yaparken tamamıyla dikkatlisin; Gurdjieff’in kendini-anımsamak dediği şey, Buda’nın doğru şekilde dikkatli dediği şey, Krishnamurti’nin farkındalık dediği şey, Kabir’in surati dediği şey budur.

Hiçbir şeyi değiştirmeye ihtiyacın yok ve değiştirmeye çalışsan da zaten yapamazsın. Kendinde pek çok şeyi değiştirmeye çalışıp duruyorsun. Başarılı oldun mu? Kaç sefer tekrar kızgın olmamaya karar verdin? Kararına ne oldu? Zamanı geldiğinde tekrar aynı tuzaktasın: Kızarsın ve kızgınlık gittiğinde tekrar pişmanlık duyarsın. Bu bir kısırdöngüye dönüştü: Kızıyorsun ve sonra pişman oluyorsun ve sonra da tekrar aynı şeyi yapmaya hazırsın.

Unutma, pişmanlık duyarken dahi orada değilsin, pişmanlık da günahın parçası. Bu nedenle hiçbir şey olmaz. Denemeye ve denemeye devam eder durursun, pek çok kararlar alırsın ve yeminler edersin ama hiçbir şey olmaz; sen aynı kalırsın. Doğduğun zamankiyle tamamen aynısın, küçücük bir değişiklik dahi gerçekleşmedi sende. Denemedin değil, yeterince denemedin değil; denedin ve denedin ve denedin. Başaramazsın çünkü bunun gayret etmekle bir alakası yok. Daha çok çaba yardımcı olmaz. Çabayla değil, dikkatli olmakla ilgisi var.

Dikkatli olursan pek çok şey senin onları bırakmana gerek kalmadan gider. Farkındalıkta belli şeyler mümkün olmaz. Ve bu benim tanımlamamdır, başka bir kriter de yoktur. Eğer farkındaysan aşka düşemezsin; bu durumda aşka düşmek bir günahtır. Aşık olursun ama bu düşüş gibi olmaz, yükselmek gibi olur. Neden aşka düşmek terimini kullanırız? O düşmektir; yükselmezsin, düşersin. Farkında olursan düşmek mümkün olmaz, âşıkken bile. İmkânsızdır; yalnızca imkânsız. Ve aşkta yükselmek aşka düşmekten tamamıyla farklı bir olgudur. Aşka düşmek bir rüya halidir. Bu nedenle âşık insanlar diğerlerine nazaran daha fazla uykudadır, sarhoştur, rüya alemindedir; bunu gözlerinden anlayabilirsin. Bunu gözlerinden anlayabilirsin çünkü gözleri uykuludur.

Aşkta yükselen insanlar tamamen farklıdır. Onların artık rüyada olmadıklarını görebilirsin, onlar hakikatle yüzleşirler ve onun aracılığıyla gelişirler.

Aşka düşerek bir çocuk olarak kalırsın; aşkta yükselerek olgunlaşırsın. Ve yavaş yavaş aşk bir ilişki olmaktansa varlığının bir parçası haline gelir. O zaman onu sevmek ve bunu sevmemek yoktur, hayır; sevgisin sadece. Yakınına gelenler kim olursa olsun onlarla paylaşırsın. Ne olursa olsun sevgini verirsin ona. Bir taşa dokunursun ve ona sanki sevdiğinin bedenini okşar gibi dokunursun. Ağaca bakarsın ve sanki sevgilinin yüzüne bakıyormuşsun gibi bakarsın. Bu bir varoluş şekli haline gelir. Sevmiyorsun; artık sen sevgisin. Bu yükselmektir, düşmek değil.

Onun aracılığıyla yükselirsen aşk güzeldir ve aşk onun aracılığıyla düşersen kirli ve çirkin hale gelir. Ve er ya da geç onun zehirli olduğunun kanıtlarını göreceksin. Kölelik haline gelir. Ona yakalanmış durumdasın, özgürlüğün ezilmiş durumda. Kanatların kesilmiştir; artık özgür değilsindir. Aşka düşerek bir mülkiyete dönüşürüsün; sahip olursun ve birisinin de sana sahip olmasına izin verirsin. Bir nesneye dönüşürsün ve aşka düştüğün diğer kişiyi de bir nesneye dönüştürmeye çalışırsın. Bir karı-kocaya bak: Her ikisi de birer nesneye benzemişlerdir, artık birer kişi değillerdir. Her ikisi de birbirine sahip olmaya çalışıyorlar. Sadece nesnelere sahip olunabilir, kişilere asla! Bir kimseye nasıl sahip olabilirsin? Nasıl bir insanı baskılarsın? Nasıl bir kimseyi bir mülkiyete dönüştürebilirsin? İmkânsız! Ama koca karısına sahip olmaya çalışıyor; karısı da aynı şey için uğraşıyor. O zaman çarpışma vardır, birbirlerine düşman oluverirler. O zaman birbirleri için ölümcül hale gelirler.

Nasreddin Hoca mezarlığın müdürlüğüne gitti ve müdüre şikâyette bulundu: “Çok iyi biliyorum ki eşimin mezarı bu mezarlıkta ama bir türlü bulamıyorum.”

Müdür kayıtları açtı ve, “Eşinizin ismi neydi?” diye sordu.

Nasreddin Hoca da: “Bayan Nasreddin Hoca,” dedi.

Müdür kayıtlarına baktı ve, “Bayan Nasreddin Hoca yok ama bir Nasreddin Hoca var. Özür dileriz galiba kayıtlarda bir karışıklık olmuş.” dedi.

Nasreddin Hoca: “Yanlışlık falan yok. Nasreddin Hoca’nın mezarı nerede? Çünkü her şey benim adıma yapılmıştır.”

Karısının mezarı bile!

Sahiplenmek... Herkes sevdiğine, sevgilisine sahip olmaya çalışıyor. Artık bu aşk değildir. Aslında birisine sahip olduğunda ondan nefret edersin, onu yok edersin, onu öldürürsün: Aşk özgürlük vermelidir; aşk özgürlüktür. Aşk sevileni çok, daha çok özgürleştirecektir, aşk kanatlar takacaktır ve aşk sonsuz gökyüzünü açacaktır. O bir hapishane, hücre haline gelemez. Ama bu aşkı sen bilmiyorsun çünkü sadece sen farkındaysan gerçekleşir; aşkın bu niteliği sadece sen farkında olduğunda gelir. Sen günah olan bir aşkı biliyorsun çünkü uykudan çıkmadır o.

Ve bu yaptığın her şey için böyledir. İyi bir şey yapmaya çalışsan bile zarar verirsin. İyilikseverlere bak: Onlar her zaman zarar verirler, onlar dünyadaki en zararlı insanlardır. Sosyal reformcular, sözde devrimciler; bunlar en zararlı insanlardır. Fakat onların zararlarının nerede yattığını görmek zordur çünkü onlar iyi insanlardır, onlar her zaman insanlara iyilik yaparlar; onların başkaları için hapishane yaratma yöntemi de budur. Eğer onların sana bir iyilik yapmasına izin verirsen, sahip olunacaksın. Ayağına masaj yaparak başlayacaklar ve er ya da geç ellerinin boynuna uzandığını fark edeceksin. Ayaktan başlarlar ve boyunda bitirirler çünkü farkında değiller; ne yaptıklarını bilmiyorlar. Bir üçkâğıt öğrenmişler: Birini eline geçirmek istersen ona iyilik yap. Bu numarayı öğrendiklerinin dahi bilincinde değiller. Ama zarar vereceklerdir çünkü ne olursa olsun — ne olursa olsun — birisine sahip olmaya çalışmak, adı ya da şeklinin ne olduğu önemli değil, dindışıdır, günahtır.

Kiliselerin, tapınakların, camilerin, hepsi sana karşı günaha girdiler çünkü hepsi sahip oldular, baskıcı hale geldiler. Tüm kiliseler dine karşıdır çünkü din özgürlüktür! Peki bu neden olur? İsa sana özgürlük vermeye, kanatlar takmaya çalışır. Öyleyse ne olur, bu kilise nasıl araya girer? Bu olur çünkü İsa tamamıyla farklı bir varoluş düzleminde yaşar, farkındalık düzleminde ve onu dinleyenler, onu izleyenlerse uyku düzleminde yaşar. Duydukları, anladıkları her ne ise, kendi rüyaları aracılığıyla yorumlarlar. Ve onlar ne yaratırlarsa yaratsınlar bir günah olacaktır. İsa sana bir din verir ve derin uykuda olan insanlar da onu bir kiliseye çevirir.

Söylendiğine göre şeytan bir gün çok üzgün bir şekilde bir ağacın altında oturuyordu. Bir aziz geçiyordu ve şeytana bakıp dedi ki: “Duyduğumuza göre sen hiç dinlenmezmişsin, sürekli birtakım kötülükler yaparmışsın. Burada ağacın altında oturmuş ne yapıyorsun?”

Şeytan gerçekten depresyondaydı. Dedi ki: “Görünen o ki benim işimi papazlar ele geçirmiş ve ben hiçbir şey yapamıyorum; ben tamamen işsiz kaldım. Bazen intihar etmeyi bile düşünüyorum çünkü bu papazlar işimi o kadar iyi yapıyorlar ki!”

Rahipler çok başarılı çünkü özgürlüğü hapishaneye çevirdiler, hakikati dogmaya çevirdiler; farkındalığın düzlemindeki her şeyi uykunun düzlemine dönüştürdüler.

" Osho " Tek Günah — Farkında Olmamak

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

23/2/2008 - varoluşta kıyı yok



" ben yok olabilirim ancak geride kalacak bir dalga yaratıyorum. sen yok olabilirsin ama birini sevdin ve o sevgi geride kalacak bir dalga yarattı. o asla yok olmayacak, onun kendi yankıları olacak. titreşim yaratmaya devam edecek. göle küçük bir çakıl taşı atıyorsunuz ve dalgalar yükseliyor. çakıl taşı kısa süre sonra dibe oturuyor, ama dalgalar devam ediyor. kıyıya doğru hareket ediyorlar. ve bu varoluşta kıyı yok ! "
alıntı
Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/2/2008 - Simdi biz neyiz biliyor musun

Simdi biz neyiz biliyor musun


akip giden zamana goz kirpan yorgun yildizlar gibiyiz


birbirine uzanamayan


boslukta iki yalniz yildiz gibi


aci cekiyor ve kendimize gomuluyoruz


bir zaman sonra batik bir asktan geriye kalan iki enkaz olacagiz


yalnizca


kendi denizlerimizde sessiz sedasiz bogulacagiz


ne kalacak bizden


bir mektup,bir kart,birkac satir ve benim su kirik dokuk siirim


sessizce alacak yerini nesnelerin dunyasinda


ne kalacak geriye savrulmus gunlerimizden


bizden diyorum,ikimizden


ne kalacak?



simdi biz neyiz biliyor musun?


yikintilar arasinda yakinlarini arayan oksuz savas cocuklari


gibiyiz.umut


ve korkununhicbir anlam tasimadigi bir dunyada bir sey buldugunda


neyi,ne


yapacagini bilemeyen cocuklar gibi.


artik hicbir duygusunu anlayamayan cocuklar gibi


ve elbet biz de bu askda buyuyecek


her seyi bir baska aska erteleyecegiz


 Murathan Mungan 

 

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

22/2/2008 - Sevgilim

Sevgilim,
yetimim benim,

aylar nasil geçiyor zaman hiç geçmezken

kapilar kapali, dünya buzlu can
uyusmus gözlerimin önünde
hayat akip gidiyor hiç kimildamadan

ikimizin yerine dinliyorum
sevdigin sarkilari
siyah tisörtünü giyiyorum yatarken
gömleklerini, kazaklarini, kokunu
senin rüyalarini görüyorum ölür gibi uyurken
gün boyu elimde kahve fincani

kapiyi açmiyorum
telefonlara çikmiyorum
basini bekliyorum gelecegi olmayan hatiralarin

Sevgilim,
yetimim benim,
nasil da kayitsiz gülüyorsun hayata
öldügünden haberi yok fotograflarinin

 Murathan Mungan

Yorum (yok) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Kar taneleri arasında arasında düşen beyaz kuş tüyünü de görebilmektir sevmek....

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
e-posta

Kategoriler

Arkadaşlarım

huzunadasi
crnceren
uğur yeşilova
koookle

Siteyi Nasıl Buldunuz?
Fena Değil
Gayet Güzel Olmuş
Daha İyi Olabilir
Harika Olmuş
Ellerine Sağlık :)
Kötü
Auswertung
Free Web Site Counters
Free Web Site Counters